Orta Doğu, Temmuz 2026'da son on yılların en şiddetli askeri çatışmalarıyla karşı karşıyayken, yeni analizler İsrail ve İran arasındaki gerilimin bir yok etme savaşından ziyade, her iki rejimin siyasi bekası için bir araç olduğunu gösteriyor.
Siyasi Beka İçin Kanlı İş Birliği Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) araştırmacısı Halil İbrahim Büyükbaş tarafından 17 Temmuz 2026'da yayımlanan makalede, Netanyahu hükümeti ile Tahran rejimi arasındaki karşıtlığın bir tür "kanlı siyasi iş birliğine" dönüştüğü savunulmaktadır [1]. Analist, her iki gücün de füzelerin sesini iç protestoları bastırmak ve konumlarını sağlamlaştırmak için kullandığına inanıyor. Aslında, bir taraftan gelen her saldırı, diğer tarafa muhalifleri ezmek ve askeri gündemlerini ilerletmek için gerekli meşruiyeti sağlıyor.
İsrail ve "İran Kalkanı" Kullanımı Büyükbaş'ın analizine göre, İsrail'in Gazze ve Lübnan'daki eylemleri nedeniyle üzerindeki uluslararası baskı ne zaman artsa, İran ile yaşanan gerilim bir "sis perdesi" görevi görüyor. Son günlerde, ABD ve İsrail'in İran mevzilerine yönelik hava saldırıları üst üste yedinci gecesinde de devam ederken [2], küresel dikkat Gazze'deki insani felaketlerden İsrail'in savunma kapasitesine ve Tahran'ın füze tehditlerine kaymış durumda. Bu durum, Netanyahu hükümetinin kendisini "ülkenin savunucusu" olarak yeniden tanımlamasına ve yolsuzluk dosyaları ile iç siyasi krizleri bir kenara itmesine olanak tanıyor [1].
Tahran ve Dış Düşman Stratejisi Diğer tarafta, İran rejimi de bu çatışmayı kendi iç krizlerini yönetmek için kullanıyor. Büyükbaş, İran'daki dizginlenemeyen enflasyon, işsizlik ve toplumsal huzursuzluğun hükümetin meşruiyetini ciddi şekilde zorladığına dikkat çekiyor. Bu tür koşullarda, İsrail ve ABD tehdidinin abartılması, Tahran'ın her türlü eleştirel sesi "düşman ajanı" etiketi altında susturmasına izin veriyor [1]. İranlı askeri yetkililer son günlerde, saldırıların devam etmesi halinde "orantılı misilleme" stratejisinin ötesine geçerek "topyekün saldırı" aşamasına girecekleri uyarısında bulundular [3]; analistler bu söylemlerin askeri bir uygulamadan ziyade, milliyetçiliği körüklemek için iç tüketime yönelik olduğunu belirtiyor.
Asıl Kurbanlar: Bölge Halkı Bu güç oyunu devam ederken, Gazze, Lübnan ve hatta İran ile İsrail'deki sıradan vatandaşlar asıl bedeli ödüyor. Büyükbaş, İran'ın hedef gözetmeyen saldırılarının sadece Filistin'in özgürleşmesine yardımcı olmamakla kalmayıp, aynı zamanda İsrail'in daha geniş kapsamlı saldırıları meşrulaştırması için elini güçlendirdiğini vurguluyor [1]. Öte yandan, İran limanlarının denizden ablukaya alınması ve Hürmüz Boğazı'ndaki çatışmalar tüm bölgenin ekonomik güvenliğini tehlikeye atmış durumda [2]. Sonuç olarak bu analiz, bu iki gücün bekası "ebedi bir düşmanın" varlığına bağlı olduğu sürece, Orta Doğu'da barışın ulaşılamaz kalacağını gösteriyor.
Analistler, İran ve İsrail arasındaki Temmuz 2026 çatışmalarının askeri hedeflerden ziyade iç siyasi ihtiyaçlardan kaynaklandığına inanıyor.
linkKaynaklar
- Savaştan Beslenen İki İktidar: İsrail ve İran — Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) (2026-07-17)
- US military confirms carrying out 7th consecutive night of strikes on Iran — The Times of Israel (2026-07-18)
- US-Israel-Iran War Latest News: Iran Warns It May Move Beyond Retaliatory Strikes — The Sunday Guardian (2026-07-18)



