Washington ve Tahran arasında çatışmaları sona erdirmek için tarihi bir mutabakat muhtırasının duyurulmasıyla birlikte, İsrail hükümeti sert bir dille kendisini bu anlaşmaya bağlı görmediğini açıkladı; bu durum bölgesel barışın geleceğini belirsizliğe sürükledi.
Cenevre Anlaşması; Tel Aviv Denklemlerine Şok Son günlerde dünya, Tahran ve Washington arasındaki ilişkilerde muazzam bir dönüşüme tanıklık etti. 2026 başından itibaren şiddetlenen aylık askeri çatışmaların ardından, Pakistan ve Türkiye ile Umman dahil olmak üzere çeşitli bölgesel ülkelerin arabuluculuğuyla çatışmaları sona erdirmek için bir Mutabakat Muhtırası (MoU) ilan edildi [1]. 19 Haziran 2026'da Cenevre'de resmi olarak imzalanması planlanan bu anlaşma, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, esir değişimini ve nükleer meseleleri çözmek için 60 günlük teknik müzakere sürecinin başlatılmasını içeriyor [5]. Ancak bu haber, İsrail'de bir öfke dalgası ve sert muhalefetle karşılandı.
Lübnan ve Gazze'de Savaşa Devam Israrı Bu anlaşmanın önündeki en büyük zorluklardan biri, İsrailli askeri ve siyasi yetkililerin açık ve tavizsiz tutumudur. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, mutabakatın duyurulmasından hemen sonra ordunun Güney Lübnan, Suriye ve Gazze'deki "güvenlik bölgelerinde" zaman sınırı olmaksızın varlığını sürdüreceğini vurguladı [2]. Oysa İran ve uluslararası arabulucular, Lübnan'daki askeri operasyonların durdurulmasını bu anlaşmanın ayrılmaz bir parçası olarak görüyor [4]. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de sert bir tonda İsrail'in "bir ABD sömürgesi olmadığını" ve bu anlaşmanın Tel Aviv için hiçbir yükümlülük oluşturmadığını belirtti [1].
İsrail'in Anlaşmayı Sabote Etme Araçları İsrail'in bu diplomatik oyunu bozmak için elinde birkaç araç bulunuyor. Birincisi, bölgedeki İran destekli güçlerin mevzilerine yönelik hedefli askeri saldırıların sürdürülmesidir; bu durum Tahran'ı misilleme yapmaya ve ateşkesten çekilmeye zorlayabilir. İsrail istihbarat yetkilileri, İran'ın 60 günlük müzakere fırsatını nükleer programını hızlandırmak ve nükleer eşiğe ulaşmak için bir kılıf olarak kullanabileceği konusunda uyardı [3]. İkincisi, Washington'daki Donald Trump yönetimi üzerindeki siyasi baskıdır. İsrail içinde, Yair Lapid liderliğindeki muhalefet, Benjamin Netanyahu'yu stratejik başarısızlıkla suçlayarak bu anlaşmanın İsrail'i İran tehditlerine karşı yalnız bıraktığını iddia etti [1].
Tehditlerin Gölgesinde Belirsiz Barış Geleceği Analistler, bu mutabakatın sürdürülebilirliğinin büyük ölçüde Washington'ın müttefiki İsrail'i dizginleme yeteneğine bağlı olduğuna inanıyor. Eğer İsrail Lübnan'daki saldırılarına devam ederse veya yeni suikastlar gerçekleştirirse, Tahran muhtemelen Hürmüz Boğazı'nın açılmasına ilişkin taahhütlerinden geri adım atacaktır [4]. Şu anda bölge, savaş ile barış arasında kırılgan bir durumda bulunuyor ve Tel Aviv'in önümüzdeki günlerdeki eylemleri, yeni diplomasinin Netanyahu kabinesinin sert muhalefet engelini aşıp aşamayacağını belirleyecek. Birçok kişi, İsrail'in Lübnan'da kalma ısrarının, bu "sallantılı" diplomasi zeminini nihai imzadan önce yerle bir etmesinden endişe ediyor [4].
Washington, Tahran ve Tel Aviv arasındaki diplomatik gerilimler Haziran 2026'da zirveye ulaştı.
linkKaynaklar
- İsrail savaşa doymuyor: Anlaşma bizi bağlamaz! — CGTN Türk (2026-06-15)
- Can Washington force Israel to comply with a U.S.-Iranian deal it rejects? — CBC News (2026-06-15)
- Report: Israel fears Iran will use 60 days of US negotiations to fast-track nuclear program — The Times of Israel (2026-06-16)
- A Creaky Floor for U.S.-Iran Diplomacy — International Crisis Group (2026-06-15)
- The United States and Iran Announce a Deal to End the War — CSIS (2026-06-15)



