Orta Doğu'da eşi benzeri görülmemiş gerilimlerin tırmanması ve Washington'daki siyasi değişimlerle birlikte, Türkiye'nin NATO içindeki stratejik konumu bir kez daha uluslararası ilginin odağı haline geldi; Ankara yeniden vazgeçilmez bir müttefik mi oluyor?
Medyascope'taki "Toplum ve Siyaset" programının yirmi sekizinci bölümünde, uluslararası ilişkiler uzmanı Efe Tokdemir, 2026 yılı krizlerinin ortasında Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinin karmaşık boyutlarını ele aldı. Bu söyleşi, Türkiye'nin F-35 savaş uçağı programına dönüşü ve bölgesel gerilimleri dizginlemedeki rolüne ilişkin spekülasyonların zirveye ulaştığı bir dönemde yayınlandı [1].
Türkiye'nin NATO'daki Stratejik Konumunun Yeniden Canlanması Tokdemir bu mülakatta, Doğu Avrupa ve Orta Doğu'daki son gelişmelerin NATO'yu önceliklerini gözden geçirmeye zorladığını savunuyor. NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan ve kilit boğazları kontrol eden Türkiye, bir kez daha savunma kalkanı ve diplomatik arabulucu olarak öne çıkmış durumda. Ona göre asıl soru NATO'nun Türkiye'ye ihtiyacı olup olmadığı değil, Ankara'nın bu "karşılıklı ihtiyacı" askıdaki dosyalarını çözmek için nasıl kullanacağıdır [1][3].
F-35 Düğümü ve Trump'ın Dönüşünün Etkisi Bu tartışmanın ana eksenlerinden biri F-35 savaş uçaklarının akıbetidir. S-400 sisteminin satın alınması nedeniyle yıllardır süren askıya almanın ardından, şimdi Washington'dan Türkiye'nin bu projeye dönüş olasılığına dair sinyaller alınıyor. Tokdemir, Donald Trump'ın dış politikadaki pazarlıkçı yaklaşımının yeni bir anlaşmanın önünü açabileceğine inanıyor. Finansal katılım karşılığında müttefiklerin savunma kapasitelerinin güçlendirilmesini her zaman vurgulayan Trump, F-35 düğümünü daha büyük bir güvenlik paketinin parçası olarak çözebilir [2][4].
İran-İsrail Geriliminin Ortasında Türkiye Söyleşinin bir diğer hassas bölümü ise İran ile İsrail arasında çıkabilecek olası bir savaşa ayrılmış. Tokdemir, topyekûn bir çatışma durumunda Türkiye'nin zor bir durumda kalacağına işaret ediyor. Bir yanda NATO yükümlülükleri ve Batı ile güvenlik ilişkileri, diğer yanda doğu sınırlarında istikrarı koruma zorunluluğu ve Tahran ile ilişkiler, Ankara'yı bir "aktif denge" politikasına itiyor. NATO, Türkiye'nin iş birliği olmadan ittifakın güney sınırlarındaki herhangi bir krizi yönetmenin imkansız olacağını çok iyi biliyor [1][3].
Gelecek Perspektifi: Rekabetten İş Birliğine Sonuç olarak sunulan analizler, 2026 yılının Türk dış politikasında büyük dönüşlerin yılı olabileceğini gösteriyor. İnsan hakları ve Doğu Akdeniz'deki anlaşmazlıklar gibi zorluklar devam etse de, olası savaşlardan ve Amerika'daki güç değişimlerinden kaynaklanan jeopolitik zorunluluklar, Türkiye'yi küresel satranç tahtasında bir kez daha vazgeçilmez bir aktör haline getirmiştir [2].
Analistler, 2026 yılının güvenlik zorunluluklarının Türkiye ve NATO'yu birbirine yakınlaştırdığına inanıyor.
linkKaynaklar
- Toplum ve Siyaset (28): Türkiye NATO için yeniden vazgeçilmez mi? — Medyascope (2026-07-15)
- Turkey's F-35 Return: Strategic Necessity or Political Gamble? — Al-Monitor (2026-07-10)
- NATO's Southern Flank and the Iran-Israel Shadow War — Reuters (2026-07-18)
- The Trump Factor in US-Turkey Relations: 2026 Outlook — Carnegie Europe (2026-07-12)



